Masada Kalan Mutluluk

Mehmet Öztas
Masada Kalan Mutluluk
             
   Yan masadaki iki sevgili, masaları suskun mutluluğun son nefesini verdiği yerdi adeta. Çetin suskun bir fırtına vardı aralarında.
                Sessiz bir çığlık vardı sanki orta yerde kalmış mutlulukların şahadete ermesi misali. Uzun süren suskun varlıklarıyla daha da sertleşen fırtınaların yüreklerini savurduğu yeri fark edemiyorlardı. Kim bilir belki de bu mutlu günlerini ölüme farkındalıkları sürüklüyordu. Yan yana fakat bir o kadarda uzaktılar birbirlerine.
                Masada duran mutluluğun çığlıklarını duyamayacak kadar sağır, seni seviyorum diyemeyecek kadar dilsizdiler. Söylenebilecek sözün anlamsız, kelimelerin kifayetsiz kaldığı andı bu.
                Sevgileri ölürken, hüzün kucakladı onları ve adam sükûnetini bozarak kalktı ve :”BİTSİN!” dedi. Kadın sustu yutkunurken adeta boğazları yırtılıyordu. Yutkunurken duyduğu acının sesi yankılandı. Kadın söyleyecek söz bulamıyordu bulmasına fakat sükuneti anlatıyordu söylenebilecek ne varsa onlara dair. Adam nihai kararından sonra ağır ağır kalktı, gitti.
                Kadın bir süre masaya çivilenmişçesine oturdu kaldı. Bir  “Hoşça kal, kendine iyi bak.” Bile diyemediler. Kadın bir ara toparlandı, eli masada duran telefona gitti medet umarcasına. Bir süre ekrana bakmakla yetindi. Belki sadece bir mesaj, çağrı bütün dertleri alıp götürebilirdi ama yoktu.
                Düşünceler arasında kaybolmuş, hüznünde boğuluyordu. Kör düğüm oldu sanki boğazı ve sükunetini gözlerinden akan birkaç damla yaş bozdu. Yüreğine akan damlalar rahatlatmak yerine daha da körükledi yüreğindeki ateşi. Yaşlar içinde masadan kalktı. Onlar biterken aşkları da hüznüne kavuştu.
                Ne tuhaf aşk idam sehpasında celladı biz(sen ve ben).

                İnfaz tek, ölüm iki kişilik…

Mehmet Öztaş
öncekİ
« Önceki
First